Etkili İletişim Eğitimi

iletişim

etkili iletişim eğitimleri

Kurumlara etkili “iletişim” eğitimleri veriyorum. İletişim becerisinden bahsedilince, kurumlarda 2 farklı konudan biri akla geliyor:

Birincisi, duygusal zeka. Özetle, davranışların ötesindeki ‘duygu’ve ‘ihtiyaçları’ anlama ve duyguları etkili şekilde ifade etme becerisi.

İkincisi ise, ikna ve sunum tekniklerini, insanları etkilemek veya onlara bir ürün ya da fikir satmak için kullanma becerisi.

Hemen her konuyu olduğu gibi, iletişim konusunu da parçalara ayırıyoruz. Parçaları ayrı ayrı analiz edince zihnimiz daha rahat algılıyor. Bu yaklaşımın işimizi kolaylaştırdığını düşünüyoruz.

Eğitim ihtiyacı ile gelen kurum yöneticileri, çalışanları en çok hangi alanda sorun yaşıyorsa ona odaklı düşünüyor ve eğitimde o konuya ağırlık vermek istiyor. Bu oldukça anlaşılabilir bir durum, çünkü kurumlar eğitimlere ciddi miktarda zaman ve para yatırıyor.

Empati Nedir?

Yukarıdaki konulardan birincisi yaygın olarak “empati” diye adlandırılıyor, ancak bu kelimeye yüklenen anlam çok değişken olabiliyor. Kimine göre empati, kendini karşıdakinin yerine koyabilmek ki, bu teknik olarak mümkün değil. Hepimizin geçmişi, bizi biz yapan değerleri ve yaşam koşulları farklı olduğundan hiçbir zaman tam olarak karşıdakinin yerine kendimizi koyamayız.

Diyelim ki bu mümkün oldu ve bir an için karşıdaki kişinin yerine kendimizi koyabildik. Bu, o kişinin duyguları ve düşünceleri ile özdeşleşip biz olmaktan çıkacağız demektir. Bu durumda zaten, mesajı bir gönderenin bir de alanin olduğu, çift yönlü bir iletişimden bahsetmek mümkün değil.

Ancak karşıdakini tam olarak, tüm benliğimizle dinlersek, onun ne yaşadığını, yaşadıklarından nasıl etkilendiğini ve neler hissediyor olabileceğini az çok doğru anlayabilir ve kendi davranışlarımızı ona göre şekillendirebiliriz. Gerçek empati işte tam da budur.

Duyguların Etkili İfadesi

Birinci konunun diğer yüzü de, kişinin kendi duygu ve ihtiyaçlarını dış dünyaya doğru aktarabilme becerisi. Bu, en az karşıdakini doğru anlamak kadar önemli, çünkü “iletişim” dediğimiz kavram çift yönlü; mesajı alan ve verenden oluşuyor. Mesajımızı alıcıya doğru iletmek önce bizim sorumluluğumuzda yani.

10-16 Mayıs’taki Engelliler Haftasında düzenlenecek bir etkinlikte sunum yapmak için bugün bir davet aldım. Sunum konusu şuydu: “Engellilere nasıl davranmalıyız?”

Bu davet üzerine “empati” konusunu tekrar sorguladım. Engelli olmayan biri, engelli olan birini tam olarak anlayabilir mi? Bu ne derece mümkün olabilir?

Konuyu formüle dökersek, “engellilik” hali, bazılarımızın koşullarını diğerlerinden farklı kılan durumlardan sadece biri. Yani, aslında engellilerle engelli olmayanlar; etkili iletişim için gerekli unsurları tam olarak uygulasalar, birbirlerini tam anlamıyla dinleyip davranışlarının altında yatan ihtiyaçları fark etseler ve kendi duygularını etkili şekilde ifade etseler etkili bir iletişim kurabilirler. Hatta böyle bir senaryoda, engelli psikolojisi alanında uzmanlaşmış psikologların araştırarak bulduğu bazı gerçekleri kendileri keşfedebilirler kimbilir…

Etkili Sunum ve İkna Becerisi

Konularımızdan ikincisi, kurumlarda en çok rağbet gören, etkileme sanatını içeriyor. Bu; sesin ve nefesin doğru kullanımından, bedenin doğru duruş şeklini keşfetmeye, jest ve mimiklere (beden dili), mesajı etkili şekilde iletebilmek için gereken taktiklere kadar uzanan, en az ilki kadar kapsamlı bir konu.

Başarılı olmak isteyen herkes bu becerileri edinmeye çalışıyor. Bu da oldukça anlaşılabilir bir durum. Diğer yandan, kurumların iletişimin bu parçasını bazen fazla abarttığını ve bu nedenle bazı gerçekleri gözden kaçırabildiklerini gözlemliyorum.

Ekiplerine etkili iletişim eğitimi aldırmak isteyen büyük bir kurum yöneticisinin “empati” konusunu ısrarla içerikten çıkarmaya çalıştığını hatırlıyorum. Gerekçesi şuydu: “Ekiplerin önce ikna becerisinin gelişmesi gerekiyor, empati yaparlarsa ikna edemezler”

Siyasi bir gruba verdiğim iletişim eğitiminde de “empati” kısmı es geçilerek, konu “karşımızdakini nasıl manipüle ederiz, istediklerimizi nasıl yaptırırız?” noktasına getirilmişti.

Oysa ikna etmek için önce karşıdakini doğru anlamamız gerekiyor. Yapılan araştırmalara göre, bireyler en çok duygusal bağ kurabildikleri kişileri ve nesneleri kabulleniyorlar.

Bu yazıda da iki parça halinde işlediğim bu konuyu, iletişimin iki farklı ve gerekli boyutu olarak görüyorum. Daha doğru bir ifade ile, her ikisi bir bütünün ayrılmaz parçaları ve biribirinin içinde olan kavramlar.

Burcu Yularcı